10 Kasım 2008 Pazartesi

ISTANBUL SEMT ADLARININ ANLAMLARI

  Merhaba,Bazı katkılar yapabilir miyim? 1) Beşiktaş :  Eskiden iskele babaları çoğunlukla demirden değil, taştandı. Hayrettin Paşa'nın gemilerine tahsis edilen o kıyıda da tabiî ki dizi dizi babalar konmuştu. İskele babasının halatları tutabilmesi için hem gövdesinin çok kalın olması hem de halatların kendiliğinden çıkıp boşanmaması için de üst kısmının gövdeye göre epeyce geniş olması şarttı. Buna yandan bakılınca bir taşın üstüne konmuş beşiği andırır, ad buradan gelmedir. 2)Bostancı :Osmanlı'nın klasik döneminde, timar sisteminin bozulmadığı ve işlediği zamanlarda yani, toprağı işleyen köylüden fermanla belirli ve sâbit vergilerden başka hiçbirşey alınamaz, angarya yapılamaz, zulmedilemezdi, bunları yapan sipahi çıkarsa enazından timarı elinden alınır, fiilinin ağırlığına göre bazan kelleyi de kaybederdi. Köylü de sebepsiz yere toprağını bırakamaz, üretime ara veremezdi. Ancak bunun cezası da Avrupa feodalitesindeki gibi ölüm vs. değildi. Toprağını bırakan köylüden 'çiftbozan resmi' alınırdı. Diğer çeşitli sebeplerle de İstanbul'a gelecek kişilerin bir nev'i iç seyahat tezkeresi mahiyetinde belge almaları gerekirdi. Ne sebeple, nereye, kime, ne iş için, ne kadar süreyle İstanbul'a gidildiği açıklanırdı bu belgelerde. Yani şimdiki vize gibiydi. İstanbul'a ailesiyle değil de bekâr olarak gelip yerleşmek isteyenlerden de 'mücerret resmi' alınırdı. Böylece İstanbul'un nüfusunun hem miktarı hem de bileşimi denetim altında tutulmuş, diğer yandan da bir ayaklanma vs.nin ön hazırlığı için savaşçi sokulmasına engel olunmasına çalışılmış olurdu.İşte tüm bu kontrollerin yapıldığı yer, İstanbul'a giriş kapısı, alt Bostancı'da Küçükyalı'ya doğru giden yoldaki dere üstünde bugün de ayakta olan taşköprü idi. Bu köprüde bekçilik ve denetimcilik görevini ise kapıkulları sınıfından baltalı-kılıçlı, emir verilince derhal oracıkta kelle alan türden infaz mangaları gibi işlevli Bostancı'lar ifa ederdi. Bunların komutanına da Bostancıbaşı dendiğini hatırlayacaktır herkes. Semtin ad bu yüzden Bostancı olmuştur, "bostancıların görev yaptığı-durduğu köprünün bulunduğu yer ve çevresi" anlamıyla.3) Galata :Bu adın hem Rumca'da hem de İtalyanca'da açıklaması mantıklıca bulunduğu ve tarihsel olguya da uyduğu için, bu hususta dönemim belgeleri arasından bir delil bulunana dek tartışma devam eder.Rumca'da "gala" süt demektir, doğru. Galatas ise "sütçü" demektir, vaktiyle orada kulenin çevresindeki surun dışında yerleşim olmadığı ve o yeşil alanda sütçülerin-mandracıların bulunduğu biliniyor, bu sebeple bu ad mantıklı. İtalyanca'da da Gallado bayır-dik yokuş demekmiş. Bunun da coğrafî özelliğe uyduğu belli.Benim görüşüm, bunun Rumca'dan geldiğidir. Çünkü Ceneviz yerleşim anılan surla sınırlıydı, Türk halkla ilişkileri de öyle. Oysa Rum'lar hayatın her alanında Türk'lerle birlikte eklemlenmiş olarak yaşıyordu. Üstelik bu varsayımda sözcük hiç değişmeksizin kullanılmış oluyor, Rumca'da eril sözcüklerin sonundaki s harfi, adın hallerinde kalkar. Yani "Burası neresi?" dediğinizde yanıt "O Galatas" olur ama, "Nereye gidiyorsun?" denilse "Ston Galata" diye yanıt verilir. Neyse, dediğim gibi, bu konuda kesin kanıya varmak ancak belgeye matuf.4) Okmeydanı :Yalnız fetih ordusundan değil, Osmanlı'nın dağılma dönemine dek orası yeniçerilerin ok atım talimi yeriydi. Nişantaşı da oradan atılan okların rekor menziliydi. 4.Murat böyle bir ok atmış ve nişan diktirmişti mesela.5)Unkapanı :Kabban ile benzerlik olabilirse de, İstanbul'a tahıl-un-zahire-yağ vs. getiren gemiler başıboş bırakılmaz, karaborsaya meydan verilmemesi için ve şehrin iaşesinde aksama-kıtlık vs. olup da düzenin bozulmaması için bu mallar kapan denen yerlere zorunlu olarak indirilirdi. Buralarda kabban denen terazilerin bulunduğu doğruysa da, bu işlemin ağır basan ve ayırdedici yönü malların kabbanlarda tartılması değil de buralara malların getirilmesinin zorunlu olması bulunduğundan, kap-mak fiilinden türetilmiş olması bana daha akla yatkın gelir. Buralar anılan malları "kapıyordu", başka yere götürülmesine izin vermiyordu. Bu nedenle, zahire kapanı, un kapanı, yağ kapanı, ayrı ayrı yerler halinde bu sıfatı almıştı. Bu tabiî benim yorumumdur, kesin tarihsel bilgi değildir.6) Tahtakale :Evet, orada bir iç sur vardı, ama bu surun alt kısmı taştan ise de devamı tahtadandı. Yani o kale gerçekten bir tahta kale idi.7)Taksim :Sucuların su taksim ettiği yer değil de, bugün de duran maksemin de bize gösterdiği üzere, Kemerburgaz bentlerinden gelen suyun taksim edildiği yerdir. Su oraya künklerle geliyor ve yine künklerle dağıtıma veriliyordu çeşmelere.Saygılarımla,     Av.Murat

İstanbul semtlerinin adları

*İstanbul semtlerinin adları *
Aksaray:
Fatih'in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele
geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.
Ahırkapı:
Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu
semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için
Ahırkapı ismi verildi.
Aşiyan:
Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan,
Farsçada kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından
dolayı bu adla anılıyor.
Bebek:
Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan
ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının
Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken
yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek
bahçesi olarak anılması.
Beşiktaş:
Ilk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak
için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada
yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan
geldiği yönünde.
Beyazıt:
Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye
yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.
Beyoğlu:
Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor.
Bunlardan ilkine göre, Islamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan
Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye
anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son
bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye
hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.
Bakırköy:
Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline
geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı
kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy
adını aldı.
Bostancı:
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan
biri olmasından alıyor.
Çatladıkapı:
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532
tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı
Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.
Çemberlitaş:
Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki
büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.
Çengelköy:
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin
ediliyor.
Çıksalın:
Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık,
salın" denilmeye başlandı.
Eminönü:
Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt,
adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.
Feriköy:
Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam
Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam
Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya
başlandı.
Galata:
Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı
semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise
Italyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu
isim verildi.
Horhor:
Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih
Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve
yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri
geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle
anılmaya başlar.
Okmeydanı:
Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş.
Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
Şişli:
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı
olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin
Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.
Şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için
bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş
yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar.
Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Sütlüce:
Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı.
Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu
suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt,
Sütlüce olarak anılır oldu.
Tahtakale:
Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye
dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının
aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.
Taksim:
Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak
anılmaya başlandı.
Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin
adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve
Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.
Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler
bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü
gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.
Üsküdar:
Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer
aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a
dönüştü.
Veliefendi:
Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin

Hiç yorum yok: