Taksim Gezi Parkı’nda başlayan eylemlerle Topçu Kışlası’nın yeniden inşası durdurulmuş oldu. Birkaç ağacın kesilmesinin ötesinde Topçu Kışlası başka açıdan da önem taşıyordu. Kışla, 31 Mart İsyanı’nda gericilerin karargâhı olmuş, şehre giren Harekât Ordusu’na buradan ateş açılmış, uzun süren çatışmalar yaşanmıştı.
Ancak sonunda kışla düşmüş, başkente yeniden Jön Türk devrimcileri hâkim olmuştu. İşte bu hafta size o günleri sıcağı sıcağına anlatan bir rapor sunacağız. Raporun yazarı dönemin Rusya Büyükelçisi Zinovyev. Tarihi ise 16 (29) Nisan 1909. (Parantez içindeki tarihler yeni takvime göredir.)
Harekât Ordusu İstanbul’a giriyor
Zinovyev, raporunun başında Çatalca’ya gelen Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Makedon Ordusu’nun (Harekât Ordusu) İstanbul’la sürdürülen görüşmeleri faydasız görüp Nisan’ın 10’unda (23) saldırıya geçtiğini belirtir.
Ordunun sol kanadı, İstanbul’un çevresinden dolanıp şehre hâkim olan Kağıthane tepelerine doğru ilerlemiş ve aynı gün akşama doğru buraları ele geçirmiştir. Takiben Boğaz kıyılarına kadar bazı küçük karakollar da Yıldız Sarayı’yla (II. Abdülhamit’in ikâmeti) çevre yerlerin irtibatını kesmek için Harekât Ordusu tarafından alınmıştır.
Doğrudan İstanbul’a ilerleyen Harekât Ordusu’nun sağ kanadı ise neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan şehrin çevre bölgelerini, Rahmi ve Davutpaşa Kışlalarını, Yedikule Zindanlarını ele geçirmiştir. Daha sonra Galata ve Pera yönüne doğru hareket edilmiştir. Önünden geçerken burayı elinde bulunduran bir avuç asker Babı Âli binasından Harekât Ordusu’na ateş açmıştır. Çatışma yaklaşık iki saat sürmüş, Harekât Ordusu ancak topçu ateşi sayesinde isyancı askerlerin direnişini kırmıştır.
‘Topçu Kışlası’ndan rezilce hareket’
Galata ve Pera, 11 (24) Nisan Cumartesi günü sabah erkenden ele geçirilir. Saat 05.30’da şehir, Makedon Ordusu’yla Taşkışla ve Taksim (Topçu) Kışlası’nı elinde bulunduranlar arasında patlak veren çatışma sesleriyle uyanır. Özellikle Topçu Kışlası kuvvetli bir direnç göstermektedir.
Tam bu esnada Topçu Kışlası’nın penceresinden beyaz bayrak sallandırılır. Bundan garnizonun görüşmelere başlayacağını düşünen Harekât Ordusu kışlaya doğru yaklaşır. Ancak topçu ateşiyle karşılaşır. Bunun sonucunda birkaç on asker hayatını kaybetmiştir. Zinovyev, Topçu Kışlası garnizonunun bu haince hareketiyle kendini rezil duruma düşürdüğünü yazmıştır.
Ancak Harekât Ordusu’nun top atışları, Topçu Kışlası’nın direncine son verir. Sabah saat 10 gibi isyancı askerler kışlayı terk ederek teslim olmaya ya da kaçışmaya başlar. Böylece çatışmalar kesilir.
Aynı esnada Makedon Ordusu, kısa bir direnişin ardından Tophane’yi de ele geçirmiştir. 12 (25) Nisan Pazar günü sabah erkenden Makedon Ordusu’nun dört taburu Anadolu yakasına geçmiş ve birkaç atıştan sonra Selimiye Kışlası’nı ele geçirmiştir.
Sıra Yıldız’da
Şehrin kontrol altına alınmasında esas kuvvet, Yıldız Sarayı’na yönelmiştir. Yıldız’ın garnizonu, bütün yedek silahları ele geçirmiş ve sonuna kadar direnme kararlılığındadır. Askeri iktidar, bu garnizona karşı sert önlemler almak istememiştir. Ancak sarayda bulunan Baş Vezir Tevfik Paşa ve Harbiye Nazırı Ethem Paşa, uzun çabalar sonunda Abdülhamit’in koruyucularını ikna etmeyi başarmıştır. İsyancılar, Yıldız’ı terk etmiş, hemen ardından Makedon Ordusu’nun taburu da Yıldız’ı ele geçirmiştir.
13 (26) Nisan 1909 Pazartesi günü verilen emirle eski dönemde Abdülhamit’e yakın olan bütün simaların Yıldız’dan uzaklaştırılması emri verilmiştir. Bir kısmı da tutuklanır.
Şehirde sükuneti korumak için askeri iktidar tarafından oldukça yoğun önlemler alınmış, sıkıyönetim ilan edilmiştir. 500’e yakın Makedon jandarması çağrılmıştır. Bu önlemler sayesinde Galata ve Pera’da asayiş bir kere olsun bile bozulmamıştır.
Büyükelçilik ve misyonların korunması için de bir kısım subayla birlikte Harbiye Mektebi talebeleri görevlendirilmiştir. Zinovyev, bugünkü İstiklâl Caddesi üzerindeki Rus Büyükelçiliği’ne ise 45 kişinin gönderildiğini raporuna kaydetmiştir.
İsyancılara yönelik takibat
Zinovyev’in anlatımıyla bunlarla birlikte kaçan ve saklanan İstanbul garnizonunun isyancı askerlerini ve isyana karışan şüpheli şahısları, özellikle de hoca ve softaları bulmak için de sıkı önlemler alınmıştır. Hoca ve softalardan birkaç on tanesi Fatih Camii’nde saklanmış, ancak camiyi basan askerler tarafından öldürülmüşlerdir.
Teslim olan ya da yakalanan askerler Makedonya’ya gönderilmektedir. Bu askerler, 3. Kolordu’nun birliklerine yerleştirilecektir. Baş vezirin, Rus Büyükelçisi Zinovyev’e söylediğine göre bu askerler yol yapımında değerlendirilecektir.
Zinovyev, toplanan bilgilere göre çatışmalar sırasında her iki kamptan da 1200’e yakın kişinin öldüğünü, 2000’e yakın kişinin de yaralandığını yazar.
Topçu Kışlası’nın yeniden inşasında neden bu kadar ısrar edildiğini ve buna direnenlere karşı niye bu kadar şiddet uygulandığını belki şimdi daha kolay anlayabiliriz. Türkiye’nin 150 yıllık devrim tarihiyle hesaplaşılırken Jön Türkleri unutmak mümkün değildir. Alınması gereken bir rövanş vardır. Gerici 31 Mart İsyanı’nın sembolü Topçu Kışlası bir yoklama olmuştur. İmkân ve güçleri yetse Çankaya’yı Yıldız’a taşımak bile isteyeceklerdir.
Not I: Raporun tamamı SSCB’de (Moskova-Leningrad) çıkan tarih dergisi Krasnıy Arhiv’in (Kızıl Arşiv) 1931 yılındaki 2’inci (45) sayısında (s.45-47) yayımlanmıştır.
Not II: 14 Haziran 2013 tarihli son yazımda başka bir çalışmamdan dolayı her hafta yazamayacağımı belirtmiş ve izin istemiştim. Dolayısıyla yazılarımın çıkmadığı haftalar “yazarın yazısı elimize ulaşmamıştır” notunun düşülmesine gerek yoktur.
31 MART İSYANI
30 Mart’ı 31 Mart’a bağlayan gece, I. Ordu’ya bağlı birlikler isyan ettiler; subaylarına karşı gelerek, başlarındaki softalarla birlikte Meclis’in yakınındaki Ayasofya Meydanı’nda toplanıp şeriat istediler. Softalardan iki lafı bir araya getirebilenler, Meclis Başkanı ve Harbiye Nazırı Ali Rıza Paşa’nın istifa etmesini, şeriatın geri getirilmesini ve Müslüman kadınların sokağa çıkmasının yasaklanmasını talep ettiler.
Padişah, isteklerin hemen hemen aynı olduğunu açıklayıp hepsini kabul ederken İttihat ve Terakki üyelerine karşı sürek avı başlatıldı. Mebuslar, can korkusuyla kaçmış; softalar, askerler dört bir yana dağılmıştı. İstanbul’daki İttihatçı gazetelerin matbaaları yağma edilmişti. İttihat ve Terakki’nin boşluğunu Ahrar Fırkası doldurmuştu.
4 (17) Nisan 1909 günü Harekât Ordusu “isyancı birlikleri disipline sokmak ve başkentteki nizamı korumak” amacıyla Selanik’ten ayrılıyordu. Sonunda Harekât Ordusu kente girdi ve isyanı bastırdı. 27 Nisan’da II. Abdülhamit tahtan indirildi, yerine Mehmet Reşat getirildi.
(Feroz Ahmad, İttihat ve Terakki (1908-1914), 6. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ekim 2004, s.61 vd.)
TANIKLAR ANLATIYOR
Harekât Ordusu’nun İstanbul’a girmesiyle bir nevi sokak savaşları yaşanmıştı. Özellikle Pera ve çevresinde yaşanan olaylar böyleydi. Olaylara tanıklık eden ve hatta 31 Mart olayları nedeniyle sürgün cezasına da çarptırılan Mevlânzâde Rıfat, Topçu (Taksim) Kışlası’nın düşüşünü şöyle kaleme almıştı:
“Taşkışla’da 3. Ordu’ya mensup 4. Avcı Taburu ile Hassa Ordusu’na bağlı dört tabur vardı. Bunlar, Harekât Ordusu’nun subaylarının [silahları bırakma] teklifini şiddetle reddettiler. Silaha davrandılar. Harekât Ordusu kıtaları karşılık vermeye ve Harbiye Okulu talim meydanı yönünden seri ateşli toplarla, kışlanın okula bakan cephesini dövmeye başladılar. Tahribat genişlediğinde asi askerler kışladan çıkarak hücum etti. Fakat yağdırılan kurşundan, gülleden bir kısmı öldü, kalanı da teslim oldu.
Harekât Ordusu’ndan Taksim Kışlası’nı kuşatan asker, silahını terk edip teslim olmayı kabul ettiklerine dair içerdekilerin kuleye beyaz bayrak asması üzerine, çatışmaya meydan kalmayıp kışlayı işgal edeceklerini sandılar. Fakat asi askerlerin bu hareketi, Harekât Ordusu askerini kandırarak, kurşun menziline çekmek içinmiş. Harekât Ordusu askerleri kışlayı teslim almak için yaklaşınca dehşetli bir yaylım ateşine maruz kaldılar. Hayli ölü verdiler. Nihayet kışlayı üç taraftan toplarla dövmeye başladılar. Bu kışlanın önünde şiddetli çatışmalar olmuştur. Kışla tahrip edilmiş ve içindeki askerler de öldürülmüştür.” (Mevlânzâde Rıfat, 31 Mart Bir İhtilâlin Hikâyesi, 3. Basım, Pınar Yayınları, İstanbul, Aralık 2010, s.155 vd.)
O tarihte İstanbul’da bulunan İngiliz profesör W. M. Ramsay, olayları Moda’dan izlemişti. Günlüğüne çatışmaların sabah 4’te başladığını, kendisinin 5.20’de duyduğunu ve 7’e kadar sürdüğünü yazmıştı. Taksim’de patlayan top sesleri ve çıkan dumanlar Moda’dan duyuluyor ve görülüyordu.
Ramsay, ertesi gün Taksim’e gidebilmişti. Pera sokakları kalabalıktı. Herkes çatışmanın etkilerini görmeye gelmişti. Öğrendiğine göre yaralılar da çoktu. Olayın yaşandığı gün, tramvaylar bile ambulans gibi kullanılmıştı.
Topçu Kışlası’nda beyaz bayrak çekilip ateş edilmesine halk öfkeliydi. “Böyle bir hainlik yapanlar kurşuna dizilmeli” deniyordu. Ramsay’in dikkatini özellikle asayişi sağlamak için görev alan genç gönüllüler çekmişti.
31 Mart isyancılarının çapul ve yağmasının tam tersine HarekâtOrdusu içinde disiplin, kendine güven ve devrimci coşku hakimdi. Temel sloganları ise “Baba Hamit bitti!” idi. (Bkz. W. M. Ramsay, The Revolution in Constantinople and Turkey, Hodder and Stoughton, London, 1909, s.48, 94 vd.)
İsyanın bağlarının Yıldız Sarayı’na ve bazı emperyalist devletlere uzandığını yazan Sovyet Türkolog G. Z. Aliyev, gerici isyanın görece kolay bastırıldığını ifade etmektedir. Çünkü ülke, kendinde her türlü idealden yoksun ve sarayın paralarıyla hareket eden insanların isyanını ezecek yeteri kadar diri ve öncü kuvveti bulabilmişti.
(Bkz. G. Z. Aliyev, Turtsiya v Period Pravleniya Mladoturok (1908-1918 gg.), İzdatelstvo “Nauka”, Moskva, 1972, s.136, 146.)
‘GELECEK, ZALİM PADİŞAHLARIN DEĞİL, HÜRRİYETİNDİR’
Dönemin tanıklarından ve Türkiye’nin ilk sosyalist aydınlarından Rasim Haşmet Bey, özellikle Topçu Kışlası’nın düşüşüyle bastırılan 31 Mart İsyanı’nın hemen ardından “Bahçe” dergisinde konuyla ilgili bir başyazı kaleme almıştı.
Ona göre bireyler, zorbaların gasp ettikleri şahsi haklarını korumak için harp ilan ettikleri zaman yeni bir devir açılmış ve tarihçiler buna uyanış devri (devr-i intibah) adını vermişlerdir. Bu olay, doğrudan doğruya bir toplumsal mücadeledir ki sonunda kontların, düklerin, arazi sahiplerinin, beylerin, despotların mağlubiyeti ve halk sınıfının galebesiyle sonuçlanmıştır. Mücadele uzun sürmüştür. Halkın dimağında “hak” fikrinin yerleşmesi ve elde edilmesi için çok kan dökülmüştür.
Bu toplumsal mücadele siyasette de bir dönüşüme yol açmış, “mutlak hükümdar” nazariyesi anlamsız, eğlence ve alay sebebi bir görüş hâlini almıştır. Rasim Haşmet Bey’in ifadesiyle zihinler anlamıştır ki halkın iradesiyle hükümdar olan bir kimse, o halkın sahibi değil, ancak bir müstahdemi, bir memurudur.
Kısacası; Osmanlı milletinin verdiği son ders (31 Mart olayları) de dâhil, tarihe bakıldığında; gelecek, despotların, gayrimeşru ellerin, zalim padişahların değil, adaletin, hürriyetin, hukuk eşitliğinindir. Artık despotlar mezara, gayrimeşru eller prangalara sokulacak, canavar sultanlar da layık olmadıkları makamlardan aşağıya indirilecektir. (Bkz. İ. Arda Odabaşı, Osmanlı’da Sosyalizm Türkçülük ve İttihatçılık/Rasim Haşmet Bey, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ekim 2011, s.199 vd.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder