Son dönemde basında kullanılan bazı kavramları okuyunca insan şaşırmadan edemiyor. Mesela CHP içindeki tartışmalarda sol kanattan bahsedilirken ne kadar Batıcı, liberal isim varsa hepsinin adı peşi sıra yazılabiliyor.
Sol ve sosyalizm, antiemperyalist ekseninden kopartılarak Batıcılık ve liberalizm yutturulmaya çalışılıyor. Hele CIA’in yan kuruluşlarıyla içli dışlı olanların “sol”un bayraktarı gibi lanse edilmesi saçmalığın sınırlarını zorlar boyuta ulaşıyor.
CHP içindeki “solcuları” görünce Osmanlı ve Türkiye Sosyalist Fırkalarının (OSF-TSF) kurucusu ve başkanı İştirakçi Hilmi’nin (Hüseyin Hilmi Bey) İstiklâl Savaşı yıllarındaki günlerini hatırladım. Neden olduğunu biraz kendisinden bahsettikten sonra anlayacaksınız.
İşgal güçleriyle içli dışlı
Mütareke döneminde Hilmi, özellikle Hürriyet ve İtilafçılardan himaye görmüş, onlardan maddi destek almıştır. Hatta Hürriyet ve İtilaf Fırkası Başkanı Miralay Sadık Bey’in tavsiyesiyle İngiliz işgal kuvvetleri temsilcisi Albay Maksol’le de görüşmüştür.
Hilmi’nin İkinci Damat Ferit Paşa kabinesinde dahiliye nazırlığı yapan meşhur Ali Kemal’le de yakın ilişkisi vardı. İşgal yıllarında Osmanlı Polis Müdürü, işgal kuvvetlerinin polisine İştirakçi Hilmi’nin partisinin saygıdeğer kişilerden oluştuğunu bildiriyordu.
Eski bir sosyalistin anılarına göre, Hilmi İngilizce, Fransızca ve İtalyanca kaleme alınmış bazı bildirilerin dağıtılmasını reddetmişti. Bu bildiriler, Müttefik kuvvetlere bağlı erleri subaylarına başkaldırmaya teşvik ediyordu. Türkçe bildiriler ise halkı Anadolu ayaklanmasını desteklemeye çağırıyordu. Hilmi, bildirileri dağıtmanın çok tehlikeli olduğunu ileri sürmüştü. Bu nedenle bildirileri, Türk yeraltı direniş hareketi dağıtmıştı.
Hüseyin Hilmi ve partisi, işgale karşı tamamen duyarsız bir tavır içindeydi. Hatta silahlı direnişe taraftar değildi.
Satın alınabilir bir kişi
Hilmi, satın alınabilir bir kişi olarak da ün yapmıştı. Bir seferinde kesinleşmiş bir grevi durdurmasına karşılık, bilinmeyen bir kaynak tarafından bir limuzinle ödüllendirilmişti. Fransız istihbaratı ise tramvay grevini teşvik etmesi için Hilmi’nin para aldığını rapor ediyordu. Gizli bir Fransız raporu, 9 Ocak 1922 tarihinde iki İngiliz subayının TSF merkezini ziyaret ettiklerini ve bir dahaki grevde kullanılmak üzere Hilmi’ye bir miktar para ödediklerini bildiriyordu.
İngiliz Generali Harington, anılarında Hüseyin Hilmi’yle yakın ilişkileri olduğunu da ifade etmiştir. Hilmi’nin kendisi de İngilizlerin meşhur kumandanlarıyla ve bilhassa polis müdürü Maxwell ile bir arada işçi kıyafetinde resim çektirdiklerini söylemiştir.
Türkiye Sosyalist Partisi, Sovyet Rusya’da ise sert bir şekilde eleştiriliyordu. Moskova, Hilmi’yi İngiliz ajanı olmakla suçluyor ve onun Bilimsel Sosyalizmle bağdaşan hiçbir ilkeye sahip olmadığını belirtiyordu.
‘Tam bir cahil ve İngiliz hizmetkârı’
Ancak İştirakçi Hilmi’ye en sert eleştiriler, Türkiye’deki sosyalist hareketten geliyordu. Türkiye Komünist Fırkası (TKF) Teşkilat Bürosu Sekreteri Abid Alimov, 9 Ekim 1921’de Hüseyin Hilmi’nin İngiliz parasıyla iş gördüğünü rapor etmişti.
Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası Genel Sekreteri Dr. Şefik Hüsnü, 20 Ekim 1921 tarihli raporunda Türkiye Sosyalist Partisi’ni ele alırken “Yöneticisi, tam bir cahil ve İngiliz hizmetkârı olan Hilmi’dir” ifadelerini kullanmıştı. Şefik Hüsnü’ye göre Hilmi’nin başarısının sırrı İngilizlerin desteğiydi.
Şefik Hüsnü’nün liderlik yaptığı İstanbul Komünist Grubu’nun temsilcisi Ali Cevdet Bey’in Fahri ismiyle Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu’na sunduğu raporda İştirakçi Hilmi’den Damat Ferit’in ve İngiliz emperyalizminin İstanbul ajanı olarak bahsetmişti. Ali Cevdet Bey, Şubat 1922 tarihli başka bir raporunda da şunları kaydetmişti:
“İngiliz ajanlarından oluşan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın yardımıyla kurulan bu ‘sosyalist’ parti hep efendilerinin yönetiminde, yani Hürriyet ve İtilaf Fırkası vasıtasıyla, İngilizlerin komutasında çalışıyor. Söz konusu ‘sosyalist’ partinin lideri Hilmi, sarı Enternasyonal temsilcilerinin Menşevik Gürcistan dönüşünde onlarla İngiliz terörünün teşkilatçısı Yüzbaşı Benet vasıtasıyla tanışıyor. (...)
Gerçek sosyalistleri avlayıp Türk polisinin eline teslim etmeyi kendine görev sayan ‘sosyalist’ parti lideri, Abdülhamit döneminin eski polis memuru ve İngiliz kapitalizminin bugünkü uşağı Hilmi efendi İngiliz generalinden yardım istedi ve böylece gerçek içyüzünü ortaya koydu.”
TKF Teşkilat Bürosu üyesi Ahmet Cevat (Emre), 1922 yılının ilk yarısını kapsayan raporunda İngilizlerin Hüseyin Hilmi’yi himaye etmeye devam ettiğini ifade etmişti.
Şefik Hüsnü’nün ölümüyle ilgili yorum
Bulgaristan Komünist Partisi’nin Türkçe yayın organı Ziya gazetesi, 12 Nisan 1922 tarihli sayısındaHüseyin Hilmi’yi taklit “sosyalist” ve İngiliz maşası olarak nitelendirmiş ve ondan şöyle bahsetmişti:
“Hakikaten yeryüzünde birçok yalancı sosyalist, ‘sosyalist’ maskesini takınmış bir takım edepsizler var. Fakat Hüseyin Hilmi Bey ve arkadaşları gibi rüşvetçi, rezil, denî, amele düşmanı dünyanın hiçbir yerinde misli, ismi görülmemiştir. Türkiye’de olduğu gibi, beylerin ve bir çok cahil hocaların nüfuzu altında bulunan memleketlerde İkinci şarlatan Enternasyonaline ait olan Hüseyin Hilmiler her vakit fakir işçi kitlelerinin entereslerini satar ve mücadeleci ruhları kırarlar.”
İştirakçi Hilmi, 14 Kasım 1922’de esrarengiz bir şekilde öldürüldü. Dr. Şefik Hüsnü, Komintern’in Yürütme Kurulu Prezidyumu’na sunduğu 22 Ocak 1922 tarihli raporda İştirakçi Hilmi’nin öldürülmüş olmasından “hayırlı bir temizlik” olarak bahsetmiştir:
“(...) Ali Kemal, İzmit’te linç edildi. Öte yandan, kötü ünlü Hilmi’nin de İstanbul’un göbeğinde öldürülmüş olduğuna işaret edilebilir. İngiltere’nin gözde ajanları olan bu iki şahsın kaybına elbette üzülmeye değmez. Özellikle, İstanbul proletaryası açısından bir felaket olan Hilmi’nin ortadan kaybolması, bir tür temizliktir.”
Şefik Hüsnü, İştirakçi Hilmi öldükten sonra Aydınlık’ta (10 Şubat 1923) şu satırları da kaleme almıştı:
“Bu sıralarda [Mütareke döneminde] Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne yaranmak moda olmuştu. Geçenlerde ölen İştirakçi Hilmi Efendi bu gerici partilere ve bizzat İngiliz işgal kuvvetlerine dayanarak bir amele partisi ortaya çıkarmıştı. Ne oldukları tekmil İstanbul işçisine anlaşılmış olan birkaç kişi yabancı himayesine yaslanarak bu partiyi yaklaşık olarak iki yıl yaşatmayı başardılar.”
‘Ilımlı, barışçı ve makul’
Hilmi’nin yerine yardımcısı Şakir Rasim Bey geçti. Şakir Rasim, 1922 yazı boyunca partisinin konumunu Müttefik Yüksek Komiserliği’ne anlatmak için çok çalışmıştı. Onlara mektuplar yazmış, partinin faaliyetleriyle ilgili raporlar sunmuştu. Onlara ne kadar “ılımlı, barışçı ve makul” olduklarını anlatıyordu.
Hüseyin Hilmi, ölümünden seneler sonra da “İstanbul amelesinin başına belâ olan”, “karanlık ve karışık, menafi-i şahsiyesine ve esrarengiz birtakım menfaatlere hizmet” eden biri olarak anılmıştır. Partisi ise yok olup gitmişti.
İşte CHP’nin içindeki Batıcı ve liberallerin solculuğu ancak İştirakçi Hilmi’nin solculuğuna benzemektedir. Emperyalist planlar çerçevesinde oynan “solculuk” ve “özgürlük” oyunu felaket derecede İştirakçi Hilmi’yi anımsatmaktadır. Solun/sosyalizmin bütün düşünce ve pratiğine ters, milli her şeye düşman olan bu zatlara solculuk yakıştıranlara ise söyleyecek bir şey yoktur.
Kaynaklar: Erden Akbulut, Mete Tunçay, İstanbul Komünist Grubu’ndan (Aydınlık Çevresi) Türkiye Komünist Partisi’ne 1919-1926, c.1, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul, Aralık 2012; Bilge Criss, İşgal Altında İstanbul (1918-1923), 8. Basım, İletişim Yayınları, İstanbul, 2011; Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar, c.1-2, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009; Şefik Hüsnü, Türkiye’de Sosyal Sınıflar, 2. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Nisan 1997.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder